Yazı Detayı
14 Aralık 2020 - Pazartesi 12:10
 
BİZ NEDEN YAĞMUR YAĞDIRAMİYORUZ YA DA DUA BOZAN HALLER
Ramazan Seydaoğlu
 
 

 

İnsanoğlu yaratılmış bir varlıktır. Bu özelliğimiz bizi Yaratana karşı mecburiyet ve de O’nun tasarruf hakkı karşısında acziyete düşürür.

 Yani O istemedikçe bizim elimizden bir şey gelmez ve başarmamız ya da hedeflediğimiz bir yere varmamız imkânsızdır. Buna “Nasip, kısmet” de denir. Ancak bu hal, bizim hiçbir şey yapmadan O’nun verdiklerini beklememiz anlamına da gelmez ama. O’nun bize neler nasip ettiğini bilemediğimiz için bize verilen akıl ve yeteneklerimizi çalıştırmak ve iyi kullanmamız gerekir ki O’nun nasip ettiklerine bizim mücadelemiz sırasında karşılaşabilelim. 


İnsanoğlu yaratılmış bir varlıktır. O varlıkların bu dünyada yaşayacağı gün, saat, dakika ve hatta saniyeler bile bellidir. O süre içinde yaşamaları için gereken her ne var ise tahsis edilmiş ve onlarla birlikte bu dünyada yer almıştır. Ancak kimi canlılar da Yaratıcının adil bir şekilde hesaplayıp bu dünyada hazır tuttuğu bu istihkak ile kendisi için bu dünyada yaratılan hakkına kavuşamadan ölüp gider. Kimileri de hak etmediklerinden fazlasını alıp kendisi için ayrılan zaman dilimi kadar yaşar ve o da her canlı gibi ölüp gider. 


Biz insanoğulları da yaratılmış birer varlığız. İlk insan Âdem ve Havva’dan sonra günümüze kadar milyarlarca gelip yaşamış ve ölüp gitmişiz. Ancak yaratılan tüm canlılar gibi kendimize ayrılan hakla yetinmeyerek, başkasının hakkına ve hukukuna göz koyup diğer canlıların haklarına saldırmaya ve onları gasp etmeye başlamışız. 


Bu uğurda daha da ileri giderek cinayetler işlemeye ve de kan dökmeyi bile göze almışız. Başkasının malını, sahip olduklarını almak için dehşetengiz silahlar üretmişiz ve bunları kişilere ve hatta kitlelere karşı kullanmayı da ihmal etmemişiz. Bizim bu hırsımız sadece insanlara değil, hayvanlara ve doğada yaşayan tüm canlılara zarar vermiş ziyadesiyle. Öyle ki, biraz daha fazla dünyalığa sahip olmak için ürettiğimiz gazlar sayesinde, son zamanlarda yaşadığımız kuraklıklar ve doğal felaketlerin yegâne nedeni olarak kabul edilen küresel ısınmaya vesile olmuşuz. 
Bunca uğraş ve mücadele ederken Yaradan’ın insanlara tahsis ettiği rızkı unutmuşuz. 

 

Her ne hikmetse inancımıza göre şöyle bir kural var. Zengin olanın sahip oldukları mallar içinde fakirlere istihkak edilmiş bir miktar da vardır. Ve bize Yaradan o hakkı fakire ulaştırmamızı istemiş. Dinimiz buna zekat adını vermiş ve bu da zenginin malları içinde kırkta bir, yani yüzde iki buçuk gibi basit bir rakama tekabbül ediyor. Çalışamayan, mücadele azmi bulamayan, fakir kalmış insanların yaşamlarını idame etmeleri için Yaratan bu hakkı vermiş. Ancak bunu zenginin malı içine katmış ki, zengin gitsin bu sahip olduğu yüzde ikibuçukluk fazlalığı sahiplerine ulaştırmak için uğraşsın. 


Eğer her varlıklı insan  sahip olduğu mallardaki bu oranı her yıl hesaplayıp fakir fukaraya ulaştırırsa bu dünyada aç insan kalmaz. Bu da dünyada huzurun ve barışın egemen olmasına ve insanların adaletli bir şekilde yaşamalarına vesile olacaktır. 


İnsanların hırslanmaları sonucu unuttukları bu fakir fukarayı Yaratan zaman zaman kuraklıklar yaşatarak ve depremlerle, çeşitli doğal afetler ve hastalıklarla bize hatırlatmak istiyor. Bir depremle nice katlı binaları yıkarak; “Alın size dünya hırsınız!” dercesine bizleri çadırlara ve prefabrik evlere sokar. Marmara Depremini yaşayan biri olarak diyebilirim ki o kara geceden sonra bir kıl çadırı İstanbul’daki o şaşaalı saraylara ve dev kulelere değiştirmezdim. 


Hele son zamanlarda yaşadığımız pandemi sonrasında da doğal olayları ve hastalıkları bize uyarı olarak veren Yaradan adeta diyor ki:  “Ey haris insanoğlu bakın sizin azametiniz ve böbürlenmeleriniz tüm dünyayı sarıp sarmalayan bir gramlık virüs kadar bile etmiyor!” Tüm bu olup biten belalardan ders almamız, akıllanmamız ve insanlığa adaleti ve hakkı yaymamız için gerekli zaman gelmiş ve hatta geçmektedir. 

 

Konuyu bir hikâye ile bitirmek isterken bir bilgi daha vermek istiyorum. İnsanlar bu belalardan ve musibetlerden tevbe ederek, Yaradan’ın uyarılarından dersler alarak kurtulabilir. İnancımızda var olan ve Peygamberimizden adet olan bir “Yağmur Duası” geleneğimiz var. Böylesi bir durumda insanlar toplanır, şehir dışına çıkılır ve orada toplu halde tevbe edilir, dualarla münacatta bulunur. Yaradan bu münacatı kabul ederse dua esnasında bile şakır şakır yağmur yağdırır ki bu tarihsel bir çok kaynakta anlatılagelmiştir. 


Yine böylesi bir kuraklık zamanında şehrin insanları toplanır ve kırlara giderler. Hacet namazları kılınır, dualar edilir, kurbanlar kesilir ama gökyüzünden tek damla yağmur düşmez yine!.Cemaat boynu bükük tekrar kasabaya geri döner. Bu hal günlerce devam eder ve sonuç boştur. O sıralarda bir Allah dostunun yolu kasabaya düşer. 


Kasaba halkı Allah dostunun yanına gelerek kendileri için yağmur duasına çıkmasını söylerler. Bilgin kişi biraz düşündükten sonra yağmur duası yerine kasabayı beraber gezmeyi önerir halka. Herkes şaşkınlık ve merakla birlikte Allah dostunun ardına düşer ve evleri dolaşmaya başlarlar.  Üç, beş evi dolaştıktan sonra damı çökük kapısı kırık bir eve rastlarlar ve kapıdan içeri doğru seslenir Pir.  Ev hanesini dışarı çağırır. İçerden orta yaslarda üzeri yamalı bir kadın ve iki yetim kız çıkar.


Ermiş kişi hal ve hatır sorduktan sonra evin beyinin kalp krizi geçirip erken yasta öldüğünü ve kadının da iki yetim kızıyla yalnız başına kaldığını öğrenir. O zat kadın ile hasbihal ettikten sonra küçük kızlara kendisinden istekleri olup olmadığını sorunca kızlardan birisi çatıları için kiremit diğeri de kendisi için yeni bir ayakkabı ister..


Allah dostu hemen yanındaki cemaate evin damı için kiremit ve diğer kız için ayakkabı alınmasını buyurur. Kiremitler ve ayakkabılar geldikten sonra Allah dostu küçük kızlara "En çok ne için dua edersiniz, söyleyin bakalım dedenize" diye sorar.


Kızlardan birisi, "Yağmur yağdığında damımız eski olduğu için evimiz ıslanmasın diye Allah'tan yağmur yağdırmamasını isterim hep" der.
Diğer kız ise, "Ben de eski ayakkabım delik, ayaklarım yağmurlu havalarda ıslanıyor diye Allah'tan yağmur yağdırmamasını istiyorum hep" demiş.
Allah dostu bu sözlerden sonra yanındaki halka dönerek, "Sadece Allah'ın kudretinde olan bir duayı etmeden önce kendi kudretinizle birinin duasını yerine getirmediğiniz sürece duanız kabul olmaz eyy cemaat" diyerek meseleyi özetlemiş̧!
Yani dostlar; bugün yasadığınız kuraklık için yağmur duasına çıkmadan önce fakir fukara için tahsis edilmiş hakkı da teslim etmek gerektiğini unutmamak lazım. 


Kim bilir şu pandemi olayında da bizim hangi kusurlarımız ve ihmallerimiz bize hatırlatılıyor.. 
İyi düşünmemiz lazım.. 
Kimbilir…. 

 
Etiketler: BİZ, NEDEN, YAĞMUR, YAĞDIRAMİYORUZ, YA, DA, DUA, BOZAN, HALLER, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı