Yazı Detayı
02 Kasım 2020 - Pazartesi 07:21
 
ÜLKEMİZDEKİ DEPREMLERİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Ramazan Seydaoğlu
 
 

Jeolojik olarak ülkemiz Asya-Avrupa ve Afrika kıtaları arasında sıkışıp kalmış bir levha halindedir. Türkiye'nin jeolojik açıklaması karmaşıklık arz eder, zira “geç tersiyer döneminde birleşmiş kıtasal parçalardan oluşmuştur.” deniliyor. Bugün tek bir levhayı temsil eden bu kıtasal parçalar uzun jeolojik dönemde okyanus ortasında ayrık durumdaydılar ve bunun kanıtları yığışım prizması ve ofiyolit kuşakları olarak Anadolu üzerinde yaygın şekilde dağılmıştır.

 

Genel olarak Anadolu üç büyük tektonik birliğe ayrılmıştır. Bunlar: Pontidler, Anatolid-torid bloğu ve Arap levhası'dır.Baştanbaşa ülkemizin topraklarını incelediğimizde çeşitli kaya çeşitleri, toprak ve madeni oluşumlar gözlenmekte ve jeopolitik önemi gibi jeolojik yapısı da çok değişkenlikler arzetmektedir.

 

Karışık bir jeolojik yapıya sahip ülkemizin fay hatları da müstesna olmalıdır ki, Kuzey Anadolu fay hattı Dünya üzerindeki en aktif kıta içi transform faylardan biridir. Yaklaşık 1600 km uzunluğa sahip olan bu fay hattı sağ yanal atımlı bir özellikte olup doğuda Karlıova üçlü birleşiminden batıda Ege genişleme bölgesine uzanarak Avrasya ve Anadolu levhaları arasındaki sınırı teşkil eder.Yıllık ortalama 18 mm'lik bir hareket miktarı ölçümlenen bu fay hattının dışında hareketli bir fayımız daha var: Anadolu ve Arap Yarımadası levhaları arasındaki tektonik sınırı yaklaşık 500 km uzunluğundaki Doğu Anadolu Fay Hattıdır bu da. Arap levhasının yılda 6-10 mm miktarındaki bindirme hareketi sonucu sürekli hareket halinde olan bu fay da tarihsel olarak birçok büyük depremlere neden olmuştur.

 

Ülkemiz böylesi bir yapıdayken “depremlerle yaşamaya alışmalıyız” diyen uzmanların da uyarısıyla, depremlere uygun bir yaşam biçimini benimsemeliyiz. Bunun için, her şeyden önce evlerimizi, yaşadığımız konutları ve yaşam merkezlerimizi depremleri en az zararla atlatacak hale getirmeliyiz. Dikey yapılardan çok yatay yapılaşmaya yönelmeliyiz. “Bir kat daha atayım, birkaç dairemiz daha olur…” demeyip; binalarımızı yatay biçimde ve yönetmeliklere uygun bir şekilde tanzim edip oturmalıyız. Müteahhitlik yapıyorsak da başkalarının canlarını kendi canımız gibi kabul edip ona göre yapılar bina etmeliyiz.

 

Gerek evlerimizi, gerekse yaşam merkezlerimizi binâ ederken deprem yönetmenliklerine uygun hareket etmeliyiz. Yönetmeliklere uygun yapılmamış konutlarda olası depremlerde zarar görenlere karşılık, yüklenici ve sorumlu kişilerin en ağır şekilde cezalandırılmaları gerekir. Bu konuyla ilgili bakın Babil Hükümdarı ve tarihte ilk yazılı kanunları koyan Hammurabinasıl bir madde koymuş:

 

Madde 229: “Bir inşaatçı her hangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan öldürülür.” Madde 230: ”Eğer bina, ev sahibinin oğlunu öldürürse, inşaatı yapanın da oğlu öldürülür.”

 

Günümüzde de bu kanun uygulanırsa sanırım önüne gelen herkes müteahhit olmaya can atmayacaktır. Müteahhitlik yapanlar da işinin hakkını vererek yaparlar..

 

DEPREMDEN SONRA OLUŞAN SOSYAL DAYANIŞMA

 

1999 yılında Marmara Bölgesi’ndeki peş peşe oluşan Gölcük, Adapazarı ve Düzce depremlerinde rastladığımız ve bizi gururlandıran ve duygulandıran bir sosyal dayanışma örneği sergilendi. Bu depremler esnasında gerek kurtarma ekipleri ve gerekse insani yardımlar anlamında adeta Milli Mücadele yıllarına döndük. Kars’tan, Iğdır’dan, Ağrı, Van, Hakkari gibi serhat illerinden tutun, Trakya illerine Edirne, Tekirdağ, Kırklareli’ne varıncaya kadar insanlar yardıma koştular. Hem şöyle böyle bir yardım değil, kamyonlar, tırlar yollara sığmaz oldular, ulaşım felç haline gelmişti. Dönemin hükümet başkanı “Bölgeye ulaşamıyoruz.” diyeceği kadar hem de. Böylesi bir akını yıllar sonra meydana gelen Van ve Erciş ve Elazığ depremlerinde de gördük.

 

30 Ekim 2020 günü vuku bulan İzmir Depremi de bu Milli Dayanışmamızın halen zinde olduğunugösterdi. Sadece AKUT’a bağlı altı bin kişinin bölgeye yardıma koştuğunu belirtmemiz sanırım yeterli bir örnek olacaktır.

 

O yıkılan binalara dair canlı yayında anlatılan hikâyeleri ve çürük raporu verildiği halde oturulmaya devam edilmelerini, yıkılan molozlardan alınan ve basın mensuplarının masalarına konupibretlik olsun diye tüm dünyaya gösterilen ve deniz kumundan inşa edildiklerini alenen belli edercesine midyeleri sırıtıp duran bir beton parçasını da bir yana bırakalım. Bir kediyi, bir çocuğu köpeğiyle ile birlikte kurtarma çabaları, anneyi ve dört çocuğundan alınan sinyal ile sekiz katlık bir enkazın tepesinden kuyu sistemiyle, canlarını hiçe sayarak oraya inip onları oradan çıkarmak gerçekten göz yaşartacak sahnelerdir. Bu hareketleri yapanlar Anadolu insanının o engin yürekli çocuklarıdır. Hepsini de yüreklerinden ve de nasır bağlamış ellerinden öpmek lazım.

 

Canlı yayına yansıyan ve gözlerimiz dolu dolu izlediğimiz dramatik sahneleri ve kurtarma operasyonlarına katılanların depremzedelerle olan diyaloglarına imza atan bu AKUT ekibine ülke insanları olarak çok şey borçluyuz. “Sesimi duyan var mı? Siz köpekleri salın ben kedi sesi çıkarırım. Abi sen gitme...Elimi tutar mısın? Seni acıttıysam özür dilerim..”Bu sözler birer film jeneriği gibi hafızalarımızda her zaman diri kalacak cinsten…Gerçekten uyumadan, yorulmadan ve mütemadiyen enkazların başında parmaklarıyla kolonların ve kirişlerin içlerini temizleyip bir cana bir canlıya uzanma çabaları ayakta alkışlanacak hareketler… Nitekim bu çabaları sonucu yüz küsur insanımız o yıkılan binaların molozları arasında canlı olarak çıkarılıp tedavi altına alındılar.

 

Anadolu insanlarının dayanışması acılı günlerde beli olur.

 

Pandemi ile mücadelede sağlık personelinin mücadeleleri bu depremde de AKUT ile birlikte UMKE de destek vererek birer destan yazdılar.

 

Anadolu insanlarının yufka yürekleri ve kahramanlıkları böylesi olaylarda ortaya çıkar.

 

Siyasilerin, toplum mimarlığına oynayanların özellikle eğitimcilerin bu insanlara doğru rehberlik yapmaları halinde geleceğimizin parlak olacağı kesin.

 

Jeolojik yapıdan kaynaklanan zenginliklerimiz ve yürekleri volkan volkan yanan insanlarıyla ülkemiz Türkiye’nin geleceğini parlak görüyorum. Bu ülke 85 milyon insana daha yetecek kadar zengindir.

 

Yeter ki kısır siyasi çekişmelerden kurtulmayı ve el ele vermeyi becerebilelim..

 

 
Etiketler: ÜLKEMİZDEKİ, DEPREMLERİN, DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı