Yazı Detayı
17 Kasım 2020 - Salı 11:14
 
Pandemi Sürecinde Vatandaşlık Görevlerimiz
Ramazan Seydaoğlu
 
 

Yaşımız kaç olursa olsun, etnik kökenimiz, rengimiz, dilimiz, inancımız ne olursa olsun; her insan kanunlar önünde eşittir. Her insan kendi inandığı gibi yaşayabilir, kendi düşündüğünü hür ve özgür bir şekilde ifade edebilir. İstediğini yer, istediğini giyer, istediği hayat tarzını tercih edebilir.Bütün bunlar evrensel insan haklarının birer maddesi. Ancak yeryüzünde bunun pratiği var mı? Yüzde yüz var diyemeyiz. Ancak olduğunu varsayalım…

 

Bir birey tüm bu özgürlükleri ve yaşam biçimini sınırsız bir şekilde kullanamaz. Zira bunları engelleyen başta toplumsal ahlak kuralları ve yasal sınırlılıklar var. Toplumsal ve yasal sınırlılıklar gerekli mi, değil mi bir düşünelim bakalım..

 

Elbette sınırsız bir özgürlüğe sahip değiliz. Çünkü dünyamızın sınırları belli. Evrende bir toplu iğne ucu kadar bir yer kaplıyor dünyamız. Yeryüzünde milyarlarla ölçülen insanların sınırsız haklara sahip olduğunu düşünmek akıl karı değil. Sınırları belli bir dünyada sınırsız haklara ve özgürlüklere sahip olduğumuzu iddia etmek ve düşünmek absürt olur. O halde yasalardan önce insanlar buna şöyle bir sınır getirmişler: “Bireylerin hürriyeti ve özgürlükleri bir başka bireyin özgürlüğünün başladığı yerde biter.”

 

Peki, ben bir birey olarak senin sınırlarına kadar özgürüm, tamam. Peki beni başka kim kısıtlayabilir? Başka bir kısıtlayıcı mekanizma da var. Üzerinde yaşadığımız vatan olarak kabul ettiğimiz ülkenin yasal sınırlılıkları ve bizim yerine getirmemiz gereken bazı görevlerimiz var. Bunlara Vatandaşlık görevleri diyoruz ki; bunlar kısaca:

 

“Vergi vermek, seçme ve seçilme hakkını kullanmak, askere gitmek, demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi kavramları benimseyerek bunlara uygun davranmak, toplumun huzurunu bozmadan yaşamak, şiddetten uzak durup her zaman barışı savunmak, her türlü çıkarcılığa ve ayrımcılığa karşı çıkarak bu tarz davranışlardan uzak durmak gibi maddelere “Kanun ve toplum kurallarını benimseyerek bunlara saygılı olmak” da vatandaşlık görevlerimizdendir. Bir insan haklarını ve sorumluluklarını bilerek ona göre hareket etmek zorundadır. Ancak bu başkasının hakkına tecavüz etmek ve sınırlarını zorlayıp haddimizi aşmamızı gerektirmez.

 

Malum dünya bir pandemi sürecinden geçiyor. Başta sağlık personellerimiz olmak üzere devletin tüm kurum ve kuruluşları organizeli bir şekilde bu süreçten en az zayiatla çıkmamız için mücadele içinde. Ve biz bireylere de önerilen ve dikkat etmemiz gereken tek şey hastalığa yakalanmamaya dikkat ederek yaşamaya çalışmamız. Bunun için de yegane kural: “Maske, mesafe ve temizlik..” dendi.

 

Temizlik bizim şiarımızda olan bir şey… Bunun aksini iddia edecek kimse yok. Ancak maske ve mesafe bir hayli zorlandığımız bir konu. Sarmaş-dolaş olmadan düğünlerde horon nasıl tepilir? Halay nasıl çekilir el ele dolaş olmadan düğünlerde horon nasıl tepilir? Halay nasıl çekilir el ele girmeden? Askerimizi yolcularken onlarca insan toplanıp “En büyük asker….” diye bağırmadan da olmaz ki canım? Bütün akrabalar toplanıp şöyle bir piknik, evlerde mevlit okumalar, sünnet cemiyetleri ya da komşumuzun, akrabamızın acı günlerinde yanlarında olmazsak olmaz ki artık!..Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak pandemide bunlardan uzak durmamız lazım elbette…

 

Adamın biri sokakta kendisine uzatılan mikrofona: "Koronaya inanmıyorum." diyor. Bu konuda o da özgürlük hakkını kullanıyor. Ancak inansa da inanmasa da maske takmak zorunda. Çünkü bir yasal zorunluluktan önce insani bir görev bu. O kişinin başkasından kapacağı virüsü onlarca insana bulaştırma riski var. Koronaya inansa da inanmasa maskesini takması yasal bir vatandaşlık görevidir..

 

Koronaya yakalanmış ve tedavi olan bir doktor yaşadıklarını anlatınca şu ifadeyi kullanıyor: ''Kovid değil bu resmen birtsunami, yoğun bakımdaki hastaları görseniz dört-beş tane maske takarsınız.'' diyor. Bir insana kötü dilekte bulunmak iyi değil ancak böyle asi tiplerin koronaya yakalanmalarını isterim doğrusu. Bu tipler için büyüklerimiz: “Bir müsibet bin nasihata bedel!” demişler. Sağlık Bakanı’nın sık sık televizyonlara çıkıp isimleriyle insanlara hitap ederek dikkat etmelerini istemesi fayda etmiyor demek. Yanımızda yöremizde gördüğümüz, televizyonlara haber konusu olmuş nice doktorun, gazetecinin, politikacının, sanatçının kovitten ölmesi yetmiyor demek…

 

O halde gelsin yeni yasaklar.. Evlere kapanalım. Çarşı-Pazar hayatımız kısıtlansın. Zaten daralmış sosyal hayatımız daha da kısıtlansın!..

 

Böylelerine dokuzyüz lira ceza da yetmez!... Alıp atmak lazım karanlık bir hücreye… Kişisel haklarını kısıtlayacaksın ki toplumsal haklara saygılı olsun..

 

Hülasa, sınırsız bir hürriyete sahip değiliz. Bir dağ başında yalnız yaşıyorsak sorun yok da cemiyet içinde yaşamayı seçtiysek cemiyet kurallarına da uymamız icap eder.. 

 
Etiketler: Pandemi, Sürecinde, Vatandaşlık, Görevlerimiz,
Yorumlar
Haber Yazılımı