00
Yazı Detayı
14 Şubat 2024 - Çarşamba 09:58
 
Tevbe Etmenin Çok Büyük Önemi
Mustafa Mete Islamoglu
 
 

KONUYA GİRİŞ: Kur’an’ı Kerim’de “tövbe” ve türevlerinin 86 defa geçmiş olması Allahu Teâlâ’nın tövbeye verdiği önemi anlatır. Tövbe, Hz. Âdem’le başlar ve Allah’ın razı olduğu kulluğun en belirgin vasfını temsil eder. 


Karşıtı ise inat, kibir ve hatada bile bile ısrardır ve bunlar da şeytanın ve şeytan tıynetindeki insanların özelliğidir. Âdem Aleyhi’s Selam hata etmiş ve tövbe etmiştir, şeytan ise isyan etmiş ve kibirlenerek isyanında ısrar etmiştir. Allahu Teâlâ da onu ebediyen ateşte bırakacağını söylemiştir. Âdem Aleyhi’s Selam ise hatasını anlayıp tövbe etmiş, Allahu Teâlâ’da onun tevbesini kabul etmiştir.

 
Tövbenin sözlük manası; dönmek demektir.  
Yani işlenen günahtan vazgeçmek manasına gelir.
Şeri manası ise; şeriatın kötü saydığı işlerden, sırf kötü oldukları için pişman olup vazgeçmek ve Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya dönmektir. “Tövbe” kelimesinin sözlükteki asıl manası  “ilk asla dönmektir.” Bu mana ile bağlantılı olarak tövbe, kula nispet edildiği zaman, arızi olan günah halini bırakıp aslî olan salah haline dönmek anlamına gelir. Bunun için tövbenin şer’î manasında hem kulun, günahını itiraf edip ondan pişmanlık duyarak bir daha yapmamaya kararlı olması, hem de Allah’ın da bu müracaatı kabul ederek günahı bağışlaması anlamları vardır. “Tevb” de tövbe demektir.

 
İnsanoğlu günah ve sevap yani iyilik ve kötülük işleme özelliğinde yaratılmış aciz bir varlıktır. Günah işlemek insanı meleklerden ayıran en büyük özelliktir. Melekler, nurdan yaratılmış olup hata işlemeyen, sadece Allahu Teâlâ’nın emir ve yasakları doğrultusunda yaşayan, bu düzenin dışına asla ve kat’a çıkmayan varlıklardır. Ama insan böyle değildir.

 
Allahu Teâlâ insana akıl nimetini vermiştir ve bu özelliğinden dolayı hata yapma özelliğine sahiptir. Rasulullah şöyle buyuruyor;

 
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.” (Müslim, Tirmizi)

 
Demek ki hata yapmak insan için kaçınılmaz bir durumdur. İnsan hata yapar. Melekler hata yapmaz çünkü Allahu Teâlâ onları öyle yaratmıştır. İnsanoğlu aciz, eksik, muhtaç ve sınırlı olduğu için hata yapar. Peki mademki bu kaçınılmaz bir durum o halde hatalarımız karşısında ne yapmamız gerekiyor? İşte bu noktada tövbe konusu devreye girer. Sonuç itibari ile Allahu Teâlâ insanı hata yapabilme özelliği ile yaratmış ama beraberinde tövbe etme imkânı sunmuştur. Hamd olsun bu güzel düzeni indiren Rabbimize.

 
Rabbimiz buyuruyor;
“Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Umulur ki felaha erebilirsiniz.” (Nur 31)

Ayet-i kerime, bütün müminlerin tövbe etmesini emretmekte, günahlardan kurtulma yolunun tövbe olduğunu belirtmekte, tövbesi kabul edilen kimsenin kurtuluşa erdiğini haber vermekte ve dolayısıyla kimsenin kusursuz olamayacağını bildirmektedir.


Sağlıklı bir toplumun önemli şartlardan biri, günahlarından kurtulmayı arzu eden ve bu maksatla Allah’a yönelen fertlerden meydana gelmesidir. Çünkü tövbe eden kimse, yaptığı hatayı Allahu Teâlâ’ya itiraf etmekte, o günahı bir daha yapamayacağına dair söz vermekte, O’nun merhametine sığınarak affını dilemekte ve böylece Cenab-ı Hakk’ın yegâne bağışlayıcı olduğunu kabul etmektedir.


Âlimlere göre insan, yaptığı her günahtan dolayı tövbe etmelidir. İşlenen günah sadece Allah’a karşı olup kul hakkını ilgilendirmiyorsa, bundan tövbe etmenin 3 şartı vardır;

1. O günahı terk etmek.

2. Onu yaptığına pişman olmak.

3. Bir daha yapmamaya karar vermek.

Şayet bu şarttan biri eksik olursa tövbe edilmiş olmaz. Tövbe etmenin başka bir yolu yoktur. Bu durumda kişi Allah’ın men ettiği herhangi bir ameli işlediğinde veya emrettiği herhangi bir şeyi yapmadığında bu büyük veya küçük bir günah olsun fark etmez, hemen onu terk etmeli ve o günahı işlediğine pişman olmasıyla beraber bir daha yapmamaya kesin karar vermelidir.


Tövbe, “haram işlerim ne de olsa Allahu Teâlâ tövbe etme imkânı vermiş” anlamına gelmemeli, aksine haram işlendiği zaman tövbeye başvurulmalıdır. Yani bu iş planlı, projeli olmamalı. Örneğin; “şu haramı işliyeyim sonrasında tövbe ederim ne de olsa Allah bağışlar beni” şeklinde değil, bir gaflet sonucu haram işlediği zaman pişmanlık hissedip Allah’a yönelmedir tövbe.


Burada samimiyet de çok önemlidir. Gerçekten hatasını anlayıp bir daha yapmamak üzere bütün samimiyetiyle Allah’a tövbe edilmelidir. Zira Rabbimiz şöyle buyuruyor;


‘‘Ey iman edenler! Allah’a samimiyetle (nasuh) tövbe edin!’’ (Tahrim 8)

Nasuh (samimi tövbe), yapılan günahın çirkinliğini insanın bilmesi, bunu kabul etmesi ve onu işlemiş olduğuna pişmanlık duymasıdır. Allahu Teâlâ “samimiyetle tövbe edin!” derken, kulunun yaptığı suçtan dolayı üzülüp vicdan azabı çekmesini istemekte ve onun kendi kendine “ben artık bu suçu bir daha yapmayacağım” diye söz vermesini beklemektedir. Bu durumda hatanın anlaşılması ve kabul edilmesi yeterli değildir. Tövbe; işlenen bir günahın suç olduğunu bilerek ve onu yaptığından dolayı büyük bir pişmanlık duyarak terk etmektir. Burada önemli olan, yapılan fiilin çirkinliğini bilmek ve ondan iğrenerek vazgeçmektir.


Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hizmetkârı olan Ebu Hamza Enes İbni Malik el-Ensari RadiyAllahu Anh’dan rivayet edildiği üzere Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu;


‘‘Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allahu Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.’’ (Buhari, Müslim)


Müslim’in başka bir rivayeti şöyledir;
“Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allahu Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecekle ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp tarama sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek: Allahım! Sen benim kulumsun; bende senin Rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.”


Hadisi şerifteki misalde şunu anlamaktayız; İnsan bir günah işlediği zaman şeytanın eline düşer. Şeytanın eline düşen kimse ise, çölde devesini kaybeden adam gibi, helak olmak üzeredir. Fakat Allahu Teâlâ’ya yönelip tövbe ve istiğfar ettiği zaman şeytanın elinden kurtulur, Cenab-ı Hakk’ın bağışını ve rahmetini kazanır.


Kâinatın sahibi olan yüceler yücesi bir varlığın, cücelerden cüce bir insanın kendine yönelmesinden ve “beni affet” diye yalvarmasından Allah’ın bu derecede hoşnut olması doğrusu şaşırtıcıdır. Demek oluyor ki insan yüce Allah’ın yanında basit bir varlık değildir. Tam aksine, Rabbini tanıdığı sürece önemli bir şahsiyettir.


Ebu Saîd el-Hudrî RadiyAllahu Anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 

“Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu adam, yeryüzündeki en büyük âlimin kim olduğunu sordu. Ona bir rahibi gösterdiler. Bu adam rahibe giderek: Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu? Dedi. Rahip: Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüze tamamladı. Sonra yine yeryüzündeki en büyük âlimin kim olduğunu sordu. Ona bir âlimi tavsiye ettiler. Onun yanına gitti ve yüz kişiyi öldürdüğünü, tövbesinin kabul edilip edilmeyeceğini sordu. 


Âlim: Elbette kabul edilir. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allah Celle Celâlehû’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi. Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yolu yarıladığında eceli geldi. Rahmet melekleriyle azap melekleri o adamı kimin alıp götüreceği konusunda tartışmaya başladılar. 


Rahmet melekleri: O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler. Azap melekleri ise: O adam hayatında hiç bir iyilik yapmadı ki, dediler. Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler. Hakem olan melek: Geldiği yerle, gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa adam o tarafa aittir, dedi. Melekler iki mesafeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine rahmet melekleri onu alıp götürdü.” ( Buhari, Müslim )


Tövbe etmeye karar verenleri bağışlayacağını bize canlı bir misalle göstermek isteyen Allah Teâlâ, rahmet melekleri ile azap melekleri arasındaki çekişmeyi halletmek üzere bir başka meleğini insan kılığında gönderdi; aralarında onu hakem tayin etmelerini diledi ve o meleğe nasıl hakemlik yapacağını öğretti.


Hadis-i şerifin bir başka rivayetinde Cenâb-ı Mevlâ’nın “öteki köye uzaklaşmasını, beriki köye de yaklaşmasını emretmesi” şeklinde geçmektedir. Bu ise yüz kişiyi bile öldürmüş olsa tövbekâr kullarını affedeceğini ve onları rahmetiyle kucaklayacağını ortaya koymaktadır.


Furkan Suresinin 68-70. ayetlerinde Cenâb-ı Hakk’ın has kulları anlatılırken onların Allah Teâlâ’ya ortak koşmayacakları, adam öldürmeyecekleri ve zina etmeyecekleri belirtilir. Bu günahları işleyenlerin ise, yaptıklarının cezasını mutlaka çekecekleri ve Kıyamet Günü’nde pek kötü bir duruma düşecekleri anlatılır. Sonra da bir istisna yapılarak şöyle buyurulur:


Tövbe kapısını açık bırakarak günahkâr gönüllere soğuk sular serpen bu ayet-i kerimeyi Zümer Suresinin 53. ayeti pekiştirmekte ve sonsuz merhamet sahibi Allah Teâlâ’dan asla ümit kesilmeyeceğini şöyle ifade etmektedir:


Bu kıssada anlatılan tövbekâr katilin İslâmiyet’ten önce yaşadığı, bu sebeple de onun bize örnek olamayacağı düşünülebilir. Burada İslâm’ın bir prensibini hatırlatmak faydalı olacaktır. Bu prensibe göre Allah ve Rasulü, eski milletlerin din ve inançlarına dair bazı bilgiler verdikten sonra o bilgilerin hükümsüz olduğunu belirtmezlerse, bunlar bizim için de bir kaynak ve dayanak olur. Peygamber Efendimiz bu kıssayı anlattıktan sonra onun bizim için geçersiz olduğunu söylemediğine göre, bu olaydan ders almamızı ve buna uygun hareket etmemizi istediği anlaşılmaktadır.


Ebu Hureyre RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Rabbinden naklen buyurdular ki: Bir kul günah işledi ve ya Rabbi, günahımı affet! dedi. Allah Celle Celâlehû; Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır, buyurdu. Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve; ey Rabbim, günahımı affet! dedi. Allah Celle Celâlehû; kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır, buyurdu. Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve; ey Rabbim, beni affeyle! dedi. Allah Celle Celâlehû; kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim, buyurdu.” (Buhari, Müslim)


Enes Bin Malik RadiyAllahu Anh; “Ben Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Allah Celle Celâlehû buyurdu: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.” (Tirmizi)


SubhanAllah, özellikle son iki hadiste Allahu Teâlâ’nın mağfiretini ve büyüklüğünü görüyoruz. Rabbimiz ortak koşmanın dışında işlenen günahları bağışlayacağını bildiriyor. Bu durumda demokrasiyi savunmak ve mevcut sistemin ayakta kalması için oy vermek dahi, bir günah işlemek değil Allahu Teâlâ’ya direk ortak koşmaktır. Çünkü burada Allahu Teâlâ’nın şeriatını bir tarafa bırakıp, insanların kendi koydukları nizamla yönetilmesini benimseyerek razı olma durumu var.  Düşünün Rabbimiz yeryüzünü dolduracak kadar günah işlense dahi affedeceğini bildirirken, ortak koşanları ayırıyor. Konunun ne kadar ciddi olduğu konusunda derin düşünmek gerekiyor.


Rabbim bizleri sık sık tövbe edenlerden, işledikleri günahlar sebebiyle samimiyetle pişmanlık duyup bir daha tekrarlamayan salih kullarından eylesin inşaAllah.


Bir tövbe duasıyla konuma son vermek istiyorum;
Ya rabbi!, Ya Rabbi!, Ya Rabbi!, bu çağa gelinceye kadar benim elimden, dilimden ve diğer uzuvlarımdan her ne gibi kelime-i küfür, şirk, hata, isyan, iftira gibi; hasılı büyük ve küçük günahlar çıkmış ise ben onların hepsinden canı gönülden tövbe ettim. Bir daha işlememeye kesin karar verdim. Yaptıklarımı bağışla, bir daha günaha dönmemek için bana güç ve irade ihsan eyle. Senin sonsuz rahmetin bu aciz kulunun günahlarından büyüktür.

 
Beni nefsime bırakma, beni cehennem ateşinde yakma, isyanıma bakma Ya Rabbi!
Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ibadet ve kulluk edilecek hiçbir ilah yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin aciz kulunum. Gücüm yettiğince sana verdiğim söz üzereyim. İşlediğim günahların şerrinden sana sığınıyorum. Günahlarımı itiraf ediyorum. Beni Affet. Senden başka hiç kimse günahları affedemez.

 
Allah’ım! Sırtımı sana dayadım. Gidecek başka yerim yok. Azabından korkarak, rahmetini umarak bağışlanmayı diliyorum. Senden başka ne sığınacak yer ve ne de kurtuluş yeri vardır. Allah’ım! Kalbimi nifaktan, amelimi ve ibadetlerimi gösteriş ve riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten temizle.


Allah’ım! Amel defterimi sağ yanımdan verdir. Kabir fitnesi ve azabından, cehenneme götürecek kötü amelden, şeytanın şerrinden sana sığınırım.

 
Ya Rabbi! Nurumu tamamla, sırat köprüsünde ışıksız ve karanlıkta bırakma. Beni Bağışla. Sen her şeye kadirsin. Bana rahmet et. Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin Allah’ım..

12. 02  2024  Alanya

 
Etiketler: Tevbe, Etmenin, Çok, Büyük, Önemi,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
07 Nisan 2024
Ramazanda Oruç Tutmanın Tıbbi Faydaları
03 Nisan 2024
Hz. Ali Efendimiz Gazadan Döner
28 Mart 2024
Fert ve Millet Olarak Temel Düşüncemiz
15 Mart 2024
Gençliğimizi Ateşe Atıyorlar Uyanın.!
13 Mart 2024
Nisa kadın anlamına gelir
11 Mart 2024
Alanya’nın Teminatı "Mevlüt Demir"
06 Mart 2024
Devlet Bahçeli’nin Tüm Gerçekleri
22 Şubat 2024
Selam”ın Vebali Önemi Ve Değeri
13 Şubat 2024
MHP’nin Acılarla Dolu Tarihçesi
09 Şubat 2024
Adıyaman Öldü Acıyaman Doğdu
29 Ocak 2024
İnsan ve Duygu
09 Ocak 2024
Geçmişin Hayaletleri
03 Ocak 2024
Bela Ağızdan Çıkan Söze Bağlıdır
31 Aralık 2023
Dünyanın Gözü Türkiye’de.
20 Aralık 2023
Türk Gençliği Zehirleniyor
16 Aralık 2023
“ ERCİYES’LE DERTLEŞTİM “
13 Aralık 2023
Hamas Sözcüsü Ebu Ubeyde Aslında Kim?
11 Aralık 2023
YALNIZLIK
10 Aralık 2023
TÜRK ADININ . ORTAYA ÇIKIŞI-YAYILIŞI
01 Aralık 2023
GÖZÜN AYDIN TÜRKİYE
14 Kasım 2023
IŞİD’İN VAHŞET BİLANÇOSU
01 Kasım 2023
İMAN, ŞUUR ve İSLAM
08 Eylül 2023
Türkiyenin Can Damarı
31 Ağustos 2023
Milli Diriliş…
06 Ağustos 2023
DELİCE
04 Temmuz 2023
Komşum Doktor
13 Nisan 2023
Yaşlılık
09 Nisan 2023
“Tam İnanacaktım “
06 Nisan 2023
Başbuğ Alpaslan Türkeş'e,
04 Nisan 2023
( islam Düşmanlarının iğrenç Yüzü )
19 Mart 2023
Türklük bizim kanımızda var!
13 Mart 2023
Utanıyorum
12 Mart 2023
“ Türkiye'mden Bir Asırdır Saklanan İhanet Gerçekleri”
09 Ocak 2023
İslam düşmanları hortladı
03 Ekim 2022
TÜRK ADININ ORTAYA ÇIKIŞI ve YAYILIŞI
30 Eylül 2022
HATAY GERÇEKLERİ
26 Eylül 2022
Her Türlü Günahı Sildiren Tevbe Duası
29 Temmuz 2022
“TÜRK” DEVLETLERİNİN YIKILIŞ NEDENLERİ..
04 Temmuz 2022
GAZETECİ NEDİR NASIL OLMALIDIR.
29 Haziran 2022
YAZDI TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?
22 Haziran 2022
DİN
12 Haziran 2022
Peygamber Efendimiz’in Vefat Edeceğini Bildiren Ayet
31 Mayıs 2022
ANALİZ
Haber Yazılımı 0