Yazı Detayı
16 Ekim 2021 - Cumartesi 07:18
 
Paylaşmak Güzeldir
Musa Öğütçü
musaogutcu@gmail.com
 
 

Zamanımız sınırlı. Bu sınır varlığımızla başladı ama ne kadar sürecek bilmiyoruz. Otuz, elli, seksen belki de doksan sene. Zaman kendi hızında hiç durmadan akıp ellerimizden kayıp giderken geçen zamanın ne kadarını kendimiz, ne kadarını başkaları için yaşadık? Kaç senemizi kendimizi başkalarına kanıtlamak için heba ettik? Ne kadarını “Elâlem ne der?” Tabusuyla yaşadık? Kaç senemiz amaçsız bir şekilde savrularak geçip gitti? Hepimiz elimizdeki o sınırlı zamanın bir kısmını boşa harcadık ama artık fark etmenin tam zamanı!

 

Sahip olduğumuz ve son nefesimize kadar yanımızda olacak bir zaman var. “Şimdi” Ânda kalmak insanın yaşadığının farkına vardığı zamanları oluşturuyor. Müzik dinlerken enstrümanların büyüsüne kapılabilmek, yemek yerken sakince ve aheste lezzet duymaya bakmak, sevdiklerimizle ve sahip olduklarımızla şu an mutlu olabilmek hayattan tat almanın yanı sıra insana heves ve güç de veriyor. Aksi halde bugünün telaşı yarına, dünün endişesi bugüne taşınıp şimdilerimiz arada kaynıyor. Şimdiki benliğimizi bir kenara koyup geçen ya da gelecek bir zamanın içinde geçirdiğimiz anlar ömrümüzden eksiltiyor.

 

Müdahale edemeyeceğimiz geçmişi, henüz yaşamadığımız geleceği sürekli düşünmek, o zamanlar için planlar yapmak, geçmişte olanların etkisiyle bugüne yön vermek, gelecek kaygısı, geçmişin izleriyle yaşamak bizlere temkinli ve tetikte olmamızı fısıldıyor.

 

“Dün başına kötü bir iş gelmişti. Aman ha sakın unutma yarınını ona göre planla; bir daha aynı hatayı yapmamak için temkinli ol, uğraş, plan yap,” diyor içimizdeki ses. Düşüncelerimiz sürekli tedbirli olmaya sürükleyip yeni hedefler kurmamızı engelliyor. İçimizde umutsuzluk rüzgarları esiyorsa hatırlamamız gereken şey; geçmiş çoktan bir hikâye, gelecek ise hayalden ibaret. Dünya hayatında sahip olduğumuz tek şey “bu ân.”

 

Ânı idrak edip o ânda olması gerektiği gibi yaşamaya başladıkça tüm sistem elektriklenip harekete geçiyor, hücreler kendilerinin farkına varıyor. İçinde bulunduğumuz şimdinin en özel, tek ve en değerli ân olduğunun farkına varınca o artık sıradan olmaktan çıkıyor, en basit bir eylem bile anlam ve değer kazanıyor.

 

Eğer bu satırları okuduğunuz anın sahip olduğunuz tek an olduğunu bilseydiniz her kelimeyi içinize çeke çeke okumaz mıydınız? Şu an yanınızda olan kişiyle son anınızı geçirdiğinizi bilseydiniz o anı her saniyesininin dolu dolu geçmesini sağlamaz mıydınız? Peki ya elinizde tek bir gün var desem kendiniz için neler yapardınız?

 

Şimdi, elimizdeki en güzel ân…

Şimdi, sonsuz…

Şimdiler, hiç bitmeyecek.

 

Yarın ne yemek yapayım, tatilde nereye gideyim, onu mu seçeyim yoksa bunu mu dediğin her şeyi geride bırak. Onu sonra ararım diyerek erteleme. Kırdığın gönülleri yarın alırım diye düşünme. Dünler elimizden kayıp gitti, yarınlar ise bizim değil… Hiç olmadı, olmayacak.

 

Şimdi sev! Yapmak istediğin ne varsa şimdi harekete geç. Şu an ne yapıyorsan en iyisini yap. Elinde başka zaman yok. Konuşmaya çekindiklerini aramak için yarın hiçbir zaman gelmeyebilir. Paylaşmak için çok şeyin olmasına gerek yok bir ekmeğin, varsa böl ortadan, şimdi ver.

 

Ve mutlu olmak için bir şey olmasını bekleme. Gökyüzünü görebilen gözlerin için şükret. Verilen her yeni gün bir hediye, aç o hediyeyi ‘ân’ı hakkını vererek yaşa. İyiliklerin için adam seçme, ayırt etmeden iyilik et ki ışıldayasın, güneşin herkesin üstüne doğması gibi aydınlat etrafını.

 

Gönlünden gönlüne bir yol çiz… Gitmek için bekleme, valizini toplama. Cümlelerin yarım, üstün başın dağınık kalsın. Şimdi çık yolculuğuna. Ne zaman varacağını düşünme.

Unutma; mutluluk yolun sonuna varmak değil, yolda olmaktır. Sahip olduğun tek ân o yolda son “ân”mış gibi değerli yaşansın.

Kalın Sevgiyle :)

 
Etiketler: Paylaşmak, Güzeldir,
Yorumlar
Haber Yazılımı