Aleyna Bozkurt
Köşe Yazarı
Aleyna Bozkurt
 

Virüs Bedenle Değil Zihinle Bulaşırsa (!)

Afşin Kum’un Sıcak Kafa romanıyla tanışmam aslında dizisi sayesinde oldu. Diziyi izlemiş, atmosferini sevmiş ama ikinci sezon onayı gelmediği için hikâyenin bazı yerlerde yarım kaldığını hissetmiştim.  Kitabı okuduğumda ise tablo tamamen değişti. Diziyi keyifle izlesem de kitap çok daha güçlü, çok daha doyurucu bir anlatı sunuyor. Üstelik diziyle birebir aynı hikâye anlatılmıyor; karakterler tanıdık olsa da olay örgüsü farklı bir yoldan ilerliyor.  Bu da kitabı, “sonunu biliyorum” rahatlığıyla değil, gerçekten merak ederek okumama neden oldu. Sıcak Kafa, dünyayı etkisi altına alan gizemli bir salgının ardından şekillenen distopik bir düzeni anlatıyor. Bu salgın, alıştığımız virüs hikâyelerinden farklı olarak solunum yoluyla değil, nörolojik yollarla bulaşıyor; insanın konuşma ve düşünme biçimini etkiliyor. Toplumda “aklı kaymış” olarak görülen bireyler dışlanıyor, tecrit ediliyor ve sistemin dışına itiliyor.  Ana karakter Murat Siyavuş, bu düzenin içinde hem kendi zihniyle hem de dayatılan yeni dünya düzeniyle mücadele ederken, okur da sürekli şu soruyla baş başa kalıyor: Gerçekten hasta olan kim, gerçekten normal olan kim? Kitabın dili son derece akıcı ve merak uyandırıcı. O “bir bölüm daha” hissini fazlasıyla veriyor; hatta rahatlıkla tek oturuşta bitirilebilecek kitaplardan. Afşin Kum, anlatımı sade tutarken atmosferi güçlü kurmayı başarıyor. Finali de ayrıca takdir ettim; aceleye getirilmemiş, mantıklı ve hikâyenin ruhuna yakışan bir kapanış sunulmuş. Distopyalarda sıkça görülen “gizemli başlayıp zayıf bitme” sorunu burada yok. Distopyayı sevmemin bir nedeni de şu: Aslında çok da uzak ihtimaller anlatmıyor. Pandemi dönemini hepimiz yaşadık; sokağa çıkma yasakları, maskeler, mesafeler, insanların sevdiklerinin cenazesine bile gidememesi… Hayatımın en tuhaf, en kırılgan anlarıydı.  Tarihe baktığımızda da salgınların nasıl başladığı, nasıl bittiği, ne kadarının bize doğru aktarıldığı hep soru işareti olarak kaldı. Devletlerin rolü, basının etkisi, komplo teorileri… Sıcak Kafa bu soruları kurgu üzerinden yeniden düşündürüyor. Sonuç olarak Sıcak Kafa, hem yerli bir yazarın elinden çıkmış olmasıyla gururlandıran hem de okuru zihinsel olarak rahatsız edip düşündüren güçlü bir distopya. Virüs temasını farklı bir yerden ele alması, nörolojik bulaş fikriyle ürpertmesi ve günümüzle kurduğu bağ sayesinde kolay kolay akıldan çıkmıyor. Dizisini izleyip yarım kalanlar için kitap kesinlikle tamamlayıcı; hatta bence hikâyenin asıl ağırlığını taşıyan versiyon.
Ekleme Tarihi: 29 Ocak 2026 -Perşembe

Virüs Bedenle Değil Zihinle Bulaşırsa (!)

Afşin Kum’un Sıcak Kafa romanıyla tanışmam aslında dizisi sayesinde oldu. Diziyi izlemiş, atmosferini sevmiş ama ikinci sezon onayı gelmediği için hikâyenin bazı yerlerde yarım kaldığını hissetmiştim. 

Kitabı okuduğumda ise tablo tamamen değişti. Diziyi keyifle izlesem de kitap çok daha güçlü, çok daha doyurucu bir anlatı sunuyor. Üstelik diziyle birebir aynı hikâye anlatılmıyor; karakterler tanıdık olsa da olay örgüsü farklı bir yoldan ilerliyor. 

Bu da kitabı, “sonunu biliyorum” rahatlığıyla değil, gerçekten merak ederek okumama neden oldu.
Sıcak Kafa, dünyayı etkisi altına alan gizemli bir salgının ardından şekillenen distopik bir düzeni anlatıyor. Bu salgın, alıştığımız virüs hikâyelerinden farklı olarak solunum yoluyla değil, nörolojik yollarla bulaşıyor; insanın konuşma ve düşünme biçimini etkiliyor. Toplumda “aklı kaymış” olarak görülen bireyler dışlanıyor, tecrit ediliyor ve sistemin dışına itiliyor. 

Ana karakter Murat Siyavuş, bu düzenin içinde hem kendi zihniyle hem de dayatılan yeni dünya düzeniyle mücadele ederken, okur da sürekli şu soruyla baş başa kalıyor: Gerçekten hasta olan kim, gerçekten normal olan kim?

Kitabın dili son derece akıcı ve merak uyandırıcı. O “bir bölüm daha” hissini fazlasıyla veriyor; hatta rahatlıkla tek oturuşta bitirilebilecek kitaplardan. Afşin Kum, anlatımı sade tutarken atmosferi güçlü kurmayı başarıyor. Finali de ayrıca takdir ettim; aceleye getirilmemiş, mantıklı ve hikâyenin ruhuna yakışan bir kapanış sunulmuş. Distopyalarda sıkça görülen “gizemli başlayıp zayıf bitme” sorunu burada yok.

Distopyayı sevmemin bir nedeni de şu: Aslında çok da uzak ihtimaller anlatmıyor. Pandemi dönemini hepimiz yaşadık; sokağa çıkma yasakları, maskeler, mesafeler, insanların sevdiklerinin cenazesine bile gidememesi… Hayatımın en tuhaf, en kırılgan anlarıydı. 

Tarihe baktığımızda da salgınların nasıl başladığı, nasıl bittiği, ne kadarının bize doğru aktarıldığı hep soru işareti olarak kaldı. Devletlerin rolü, basının etkisi, komplo teorileri… Sıcak Kafa bu soruları kurgu üzerinden yeniden düşündürüyor.

Sonuç olarak Sıcak Kafa, hem yerli bir yazarın elinden çıkmış olmasıyla gururlandıran hem de okuru zihinsel olarak rahatsız edip düşündüren güçlü bir distopya. Virüs temasını farklı bir yerden ele alması, nörolojik bulaş fikriyle ürpertmesi ve günümüzle kurduğu bağ sayesinde kolay kolay akıldan çıkmıyor. Dizisini izleyip yarım kalanlar için kitap kesinlikle tamamlayıcı; hatta bence hikâyenin asıl ağırlığını taşıyan versiyon.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sonalanya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.