İnsan, çoğu zaman sahip olduğu nimetleri kaybetmeden fark edemez. Bunların başında ise sağlık gelir. Oysa sağlık, hayatın görünmeyen ama bütün imkânların üzerinde yükseldiği en temel değerdir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de insana bahşedilen nimetlere dikkat çekerek şöyle buyurur: “Sonra o gün, size verilen nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 102/8). Bu nimetlerin en başında hiç şüphesiz sağlık yer alır.
Peygamber Efendimiz (sellallahu aleyhi vesellem), insanın sıklıkla kıymetini bilmediği iki büyük nimete işaret ederek şöyle buyurur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikāk 1).
Bu hadis, sağlığın fark edilmeden tüketilen bir sermaye olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sağlık yalnızca hastalığın yokluğu değil; bedenin, ruhun ve zihnin uyum içinde olmasıdır. Kur’ân’da insan bedeninin bir denge üzerine yaratıldığına dikkat çekilir: “Biz insanı en güzel ölçüde yarattık.” (Tîn, 95/4).
Bu ölçüyü korumak, insanın hem kendisine hem de Yaratıcısına karşı sorumluluğudur.
İslam düşüncesinde beden, hor görülecek bir yük değil; emanet olarak görülür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu dengeyi şu sözle ifade eder: “Bedeninin senin üzerinde hakkı vardır.” (Buhârî, Savm 51).
Bu hak; bedeni ihmal etmemeyi, aşırıya kaçmamayı ve sağlığı korumayı gerektirir.
Tıp tarihinin önemli isimleri de sağlığın korunmasına özellikle vurgu yapmıştır. İbn Sînâ, El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eserinde şu veciz ifadeyi kullanır: “Hekimliğin asıl amacı hastalığı tedavi etmekten önce, sağlığı muhafaza etmektir.”
Bu yaklaşım, modern koruyucu hekimliğin de temelini oluşturur.
Benzer şekilde Hipokrat, asırlar öncesinden insanlığa şu uyarıyı yapmıştır: “Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekleriniz olsun.” Bu söz, sağlığın günlük tercihlerle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyar. Sağlık, çoğu zaman ani kayıplarla değil; küçük ihmallerle yavaş yavaş zedelenir.
Sağlığın kaybı, insanı durup düşünmeye sevk eden en güçlü uyarılardan biridir. Ancak asıl hikmet, hastalık gelmeden önce bu nimetin farkına varabilmektir. Lokman Hekim’e atfedilen şu söz bu gerçeği veciz biçimde özetler: “Sağlık, başa giyilen bir taçtır; onu ancak hastalananlar görür.”
Aynı zamanda sağlık, sadece bireysel bir nimet değil, toplumsal bir değerdir. Sağlıklı bireyler; üretir, paylaşır ve topluma fayda sağlar. Bu sebeple İslâm hem bireyin hem toplumun maslahatını gözeterek ölçülü yaşamı teşvik eder:
“Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz.” (A‘râf, 7/31).
Sonuç olarak sağlık nimeti, fark edilmediğinde sessizce tüketilen; idrak edildiğinde ise hayatı anlamlı kılan büyük bir lütuftur. Ayetler, hadisler ve hekimlerin ortak mesajı şudur: Sağlık korunmalı, şükürle karşılanmalı ve sorumluluk bilinciyle yaşanmalıdır. Çünkü sağlık elden gittiğinde, pek çok nimet anlamını yitirir; fakat yerinde olduğunda hayat, insana emanet edilen en kıymetli imkân olarak varlığını sürdürür.
Sağlığımızı Bozan Belli Başlı Tüketimler
1. Aşırı Şeker ve Rafine Karbonhidratlar
Hazır tatlılar, şekerli içecekler, beyaz unlu ürünler; kan şekerini hızla yükseltip düşürerek metabolik dengeyi bozar. Uzun vadede diyabet, insülin direnci ve kilo artışına yol açar.
2. Aşırı İşlenmiş Gıdalar
Paketli ürünler, katkı maddeleri, koruyucular ve trans yağlar; bedeni beslemekten çok yorar. Bu tür gıdalar kısa vadede tokluk hissi verse de uzun vadede hücresel düzeyde zarara sebep olur.
3. Fast-Food ve Hazır Yemek Kültürü
Yüksek yağ, tuz ve kalori içeren bu tür beslenme; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve sindirim problemlerini artırır. En büyük zararı ise “doğal tatlara” olan hassasiyetimizi köreltmesidir.
4. Aşırı Tuz Tüketimi
Fark edilmeden tüketilen fazla tuz; tansiyon, böbrek ve kalp sağlığını olumsuz etkiler. Özellikle hazır gıdalardaki “gizli tuz” bu açıdan ciddi bir tehlikedir.
5. Sigara, Alkol ve Benzeri Zararlı Alışkanlıklar
Sigara; solunumdan dolaşıma, bağışıklıktan hücre yenilenmesine kadar pek çok sistemi tahrip eder. Sadece kullananı değil, çevresindekileri de olumsuz etkiler.
Alkol ise kısa vadede “rahatlatıcı” gibi algılansa da beden, zihin ve ruh sağlığı üzerinde çok yönlü ve kalıcı zararlar bırakabilen bir maddedir. Etkileri yalnızca içildiği anla sınırlı kalmaz; düzenli veya ölçüsüz kullanımda neredeyse bütün organ sistemlerini etkiler.
6. Aşırı Kafein ve Enerji İçecekleri
Ölçüsüz çay, kahve ve enerji içeceği tüketimi; kalp ritmini, uyku düzenini ve sinir sistemini zorlar. Kısa süreli uyanıklık sağlarken uzun vadede yorgunluğu derinleştirir.
Sağlığımızı Bozan Belli Başlı Alışkanlıklarımız
1 Ölçüsüz ve Düzensiz Beslenme
İhtiyacın ötesinde yemek, geç saatlerde beslenmek, hızlı ve bilinçsiz tüketmek sağlığın en büyük düşmanlarındandır. Kur’ân’daki “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz” (A‘râf, 7/31) emri, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sağlıkla ilgili bir ölçüdür. Aşırılık; obezite, sindirim sorunları ve metabolik hastalıklara zemin hazırlar.
2 Hareketsiz (Sedanter) Yaşam
Uzun süre oturmak, bedeni zorlayacak ölçüde hareketsiz kalmak; kas-iskelet sistemi, dolaşım ve kalp sağlığını ciddi biçimde zedeler. İnsan bedeni hareket için yaratılmıştır. İbn Sînâ’nın “hareket, tabii bir ilaçtır” yaklaşımı bugün modern tıpta da kabul görmektedir.
3 Uykusuzluk ve Düzensiz Uyku
Geceyi ihmal edip gündüzü tüketen bir yaşam düzeni; bağışıklık sistemini zayıflatır, zihinsel yorgunluk ve ruhsal çöküntüye yol açar. Uyku, bedenin kendini onardığı en doğal süreçtir. Uykuyu ihmal etmek, sağlığı ihmal etmektir.
4 Sürekli Stres ve Ruhsal Yük
Bitmeyen kaygı, öfke, haset ve doyumsuzluk; bedeni içten içe yıpratır. Stres yalnızca psikolojik bir hâl değil, aynı zamanda kalp, mide ve bağışıklık sistemi üzerinde yıkıcı etkileri olan bir durumdur. Ruhun hastalığı, zamanla bedene sirayet eder.
5 Boş Vakti İhmal ve Aşırı Ekran Kullanımı
Peygamberimizin uyardığı “boş vakit” nimeti, bugün çoğu zaman ekran bağımlılığıyla tüketilmektedir. Uzun süreli telefon, bilgisayar ve televizyon kullanımı; göz sağlığı, duruş bozukluğu, uyku düzeni ve zihinsel dikkat üzerinde olumsuz etkilere sahiptir.
