Son zamanlarda Türkiye’nin neredeyse her köşesinden benzer haberler geliyor:
Otobüste tartışma, trafikte yol verme meselesi, sokakta “bana yan baktın” iddiası…
Sonu ise çoğu zaman bıçak, kan ve bir gencin daha toprağa düşmesi.
Geçtiğimiz hafta pırıl pırıl bir genç, hiçbir mantıklı gerekçesi olmayan bir öfkenin kurbanı oldu. Henüz hayatının baharında, hayalleriyle birlikte bir mezar sessizliğine gömüldü. Bu, ne ilk ne de maalesef son örnek.
Peki ne oluyor bize?
Toplumsal Bir Cinnet Hâli
Ortada bireysel vakalarla açıklanamayacak kadar yaygın bir öfke patolojisi var.
Gençler, en küçük bir sözde, en sıradan bir bakışta, anında şiddete başvurabiliyor. Bu durum; aile yapısındaki çözülme, değerler eğitiminin zayıflaması, dijital kültürün saldırganlığı normalleştirmesi, ekonomik sıkışmışlık ve gelecek kaygısı gibi pek çok sebebin üst üste binmesiyle ortaya çıkıyor.
Ancak tüm bu gerekçeler, bir cana kıymanın mazereti olamaz.
Cezasızlık Algısı ve Caydırıcılık Sorunu
Toplumda yaygın bir kanaat var: “Nasıl olsa birkaç yıl yatar çıkarım.”
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Kadına, çocuğa ve masum insanlara yönelen şiddette verilen cezaların kamu vicdanında karşılık bulmaması, suçu adeta sıradanlaştırıyor. Hukuk, sadece suçtan sonra değil; suçtan önce de caydırıcı olmak zorundadır. Aksi hâlde adalet, fail için bir risk hesabına dönüşür.
İslam Hukuku ve “Kısas” Meselesi
Bu noktada sıkça dile getirilen bir husus var:İslam Şeriatı’ndaki kısasa kısas ilkesi.
Kısas, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi “intikam” değildir. Tam tersine, hayatı korumaya yönelik en sert uyarıdır. Kur’an’da bu ilke açıkça ifade edilir:
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”
Yani mesaj nettir: Bir cana kıymayı düşünen, kendi hayatını da riske attığını bilsin diye.
Bu anlayışta cezanın sertliği değil, adaletin kesinliği ön plandadır. Suç işleyen bilir ki karşılığı nettir, pazarlığa açık değildir ve toplumun vicdanında tartışma yaratmaz.
Bugün Ne Yapmalıyız?
Elbette mesele sadece ceza artırmakla çözülemez ama ceza caydırıcı değilse, eğitim de tek başına yeterli olmaz.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey: adaletin gecikmeden tecelli etmesi, cezaların toplum vicdanını rahatlatması, değer temelli bir ahlak eğitiminin yeniden inşa edilmesi, şiddeti meşrulaştıran dilin her alanda terk edilmesi.
