1833–1896 yılları arasında yaşamış olan İsveçli kimyager, mühendis ve mucit Alfred Nobel, 1895 yılında kaleme aldığı vasiyetnamesinde, servetinin büyük bir bölümünün insanlığa fayda sağlayan kişilere ödül olarak verilmesini istemiştir. Bu vasiyet doğrultusunda Fizik, Kimya, Tıp, Edebiyat ve Barış alanlarında Nobel Ödülleri ihdas edilmiştir. Nobel Barış Ödülü ise Norveç Nobel Komitesi tarafından, savaşları önleme, barışı güçlendirme ve insanlığın yararına çalışmalar yapan kişi ya da kurumlara verilmektedir.
Gelelim Trump hazretlerinin Nobel Barış Ödülü’ne adaylığına…
Benim adayım Trump. Çünkü adam canı sıkıldığı için son ON BİR ay içinde İran, Irak, Suriye, Yemen, Nijerya, Somali, Pasifik ve Karayipler’i vurmuştur. Grönland’ı ve Panama Kanalı’nı işgal etmek istemekte, Afganistan’dan üs talep etmekte, Körfez ülkelerinden adeta haraç almaktadır. “Gazze sahilleri çok farklı bir yer; orayı alıp uydu bir şehir kuracağız” diyerek hayaller kurmakta, egemen bir devlet olan Venezuela’ya gece yarısı operasyon düzenleyip meşru devlet yöneticilerini derdest ederek ülkesine götürmektedir; adeta dağa adam kaçıran eşkıyalar gibi o. Bunca maharetli bir lidere değil de kime verilecek ki bu ödül?
Kendini satmış, mukavemet göstermemiş, liderlerini yalnız bırakmış bir ordusu olan bir ülkeye çöken Trump, “Artık Venezuela’yı biz yöneteceğiz; oradaki petrolü ve madenleri bizim şirketlerimiz işletecek” derken, aç gözlü olmadığını, egemen bir devletin petrolünü ve kaynaklarını tek başına yemeyeceğini, daha düne kadar orada Maduro ile görüşen Çin’e pay vereceğini belirtmesi büyük bir alicenaplıktır.
Elbette ki, “Bu ödülü alacağım” hayalleri kuran Trump’undur Nobel Barış Ödülü!..
Bence de Nobel Ödülü’nü alma ihtimali en yüksek ve hatta tek adayıdır.
Neden mi?
Çünkü çok güçlüdür.
Çünkü karşısında durabilecek bir güç yoktur!..
Rusya ve Çin, maalesef ABD’nin meydan okumalarına karşılık verebilecek çapta değildir ve her ikisi de, tıpkı ABD gibi, ilkesiz olsa da, ABD gibi operasyonel kabiliyetleri yoktur. Çin’in Tayvan ve Hong Kong çevresinde yaptığı askerî gövde gösterileri sembolik olmaktan öteye geçemiyor. Rusya’da ise benzer şekilde, Ukrayna bataklığında giderek daha fazla debelenmekte, bunca yıldır orayı bitirememiştir. Avrupa’nın iki yüzlü liderleri de asla aday olamazlar. Netenyahu, diyenlerinizi duyar gibiyim, yok, o korkağın teki... Amerika babasının bacaklarının arasına sığınmış, Gazeli çoluk çocuğu bir türlü bitirememiştir.
O yüzden her zaman Trump bu ödülün tek adayı olmalıdır.
***
Darwinizmin “güçlü yaşar, zayıf yok olur” ilkesi, artık küresel ölçekte bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun gözleri bantlı fotoğrafını gördüğümde, dinimden ya da ırkımdan biri olmamasına rağmen vicdanım sızladı. Eminim, vicdan sahibi herkesi derinden üzmüştür.
Trump’ın, Hollywood film setlerini andıran bir operasyon kumanda merkezinden Venezuela baskınını online izlemesini dünyaya servis eden Beyaz Saray’ın, “Canımız kime isterse çökeriz, devlet başkanlarını alırız ve yönetimlerine el koyarız” mesajına karşı kimsenin ses çıkarmaması da son derece manidardır.
İşte tam da bu nedenle, dünyanın güçlü ama adil bir İslam Devleti’ne ihtiyacı vardır. Bu saldırganlık, ancak vahyi merkeze alan bir güç tarafından durdurulabilir. Zayıfı güçlüden koruyacak bir devlete ihtiyaç vardır.
Topraklarından yüzlerce kilometre ötede; Ukrayna köylüsünün tahılını ve değerli elementlere sahip topraklarını, Venezuela’nın petrolünü, Mianmarlı mazlum bir Müslümanı, Uygur Türkü’nü, Suriyeli Durziyi veya Kürdü’nü, Sudanlı bir insanın can güvenliğini dahi koruyabilecek yüksek bir ahlaka sahip bir İslam Medeniyeti Devleti gereklidir.
Eğer İslam dünyası güçlü bir ittifak kuramazsa, İslâm ülkeleri ve liderleri de ya koltuklarını korumak adına ABD’ye teslim olmaya ve halkların çıkarlarını ona peşkeş çekmeye devam edecek ya da güçlü bir birliktelikle bu kurdun kuzuyu yemesine karşısına çıkılacaktır.
Gözü dönmüş Netenyahuların ve Trumpların kanlı elleri ancak böyle kırılabilir.
İşte tam da bu yüzden, dünyanın güçlü ama adil bir dengeye ihtiyacı vardır. Zayıfı koruyan, gücü adaletle sınırlayan bir anlayışa…
Aksi hâlde barış ödülleri, barışın değil, gücün nişanı olmaya devam edecektir.

