Toy Story 5’i sinemada izledikten sonra filmle ilgili hissettiğim ilk şey şu oldu: içimi ısıttı.
Toy Story zaten benim için her zaman sadece bir animasyon serisi olmadı. Çocukken Toy Story 3’ü izledikten sonra oyuncaklarımı gece rahat rahat hareket edebilsinler diye yatağın kenarına dizip uyuyan çocuktum. Gerçekten onların da duyguları olduğuna inanıyordum. Belki biraz saçma geliyor ama bugün dönüp bakınca bunun bana empati kurmayı öğreten şeylerden biri olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden Toy Story 5’in konusu beni ayrıca etkiledi. Film aslında çok güncel bir yerden yaklaşıyor: Teknoloji hayatımıza girdikten sonra çocukluk ne kadar değişti?
Filmde geçen bir replik özellikle aklımda kaldı. Çocukların teknolojiyle birlikte çocuk olmayı unuttuğu, çok erken yaşta yetişkin gibi davranmaya başladığı söyleniyordu. Bence bu cümle düşündüğümüzden daha gerçek. Çünkü artık birçok çocuk oyundan çok ekrana, hayal kurmaktan çok tüketmeye daha yakın büyüyor.
Burada teknoloji düşmanı bir yerden konuşmuyorum. Sonuçta ben de tam iki dönemin arasında büyüdüm. Çocukluğumun bir kısmı oyuncaklarla geçti, bir kısmı tablet oyunlarıyla. Temple Run, Subway Surfers oynadım; eğlendim ama dönüp baktığımda bana en çok kalan şey onların kendisi değil. Oyuncaklarla kurduğum hikâyeler, kendi dünyamı yaratmak, arkadaşlarla oynanan oyunlar kaldı.
Filmde çok sevdiğim başka detaylar da vardı. Çocukların davranışları mesela. Bir çocuğun oyun teklifine cevap vermeden önce annesine bakıp onay alması ya da karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmaları… Çok küçük detaylar ama karakterlerin gerçekten çocuk gibi yazıldığını hissettiriyor. Ebeveynlerin yaklaşımı da aynı şekilde oldukça özenliydi.
Bir de Gus karakterinin yeni versiyonları çok hoşuma gitti. Drone özelliği gelmesi, teknolojik hâle dönüşmesi gerçekten eğlenceliydi. Hatta izlerken “Ben de istiyorum” dediğim an oldu. Ve bunu söyleyen biri olarak 25 yaşındayım.
Ama filmin finali konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Film boyunca oyuncakların çocukların yaratıcılığına, sosyalliğine ve hayal gücüne katkısını anlatıp sonunda “aslında teknolojiyle oyuncaklar birlikte olursa en iyisi” noktasına gelmesi bana biraz zayıf geldi. Ben daha cesur bir final beklerdim. Oyuncakların neden hâlâ önemli olduğunu daha güçlü anlatabilirdi.
Yine de Toy Story’nin yıllardır iyi yaptığı bir şey var: insana çocukluğunu kısa süreliğine geri vermek.
Ve galiba bazen bunun için bile sinemaya gitmeye değer.
