Bazen bir ülke tankla, tüfekle kazanılmaz.
Bazen bir ülke, bir annenin duasında, bir çocuğun tebessümünde kazanılır.
Tarih bize savaşları öğretir. Zaferleri, mağlubiyetleri, haritaların nasıl değiştiğini anlatır. Ama kalplerde yaşanan zaferler çoğu zaman satırlara sığmaz. İşte bu yüzden Osmanlı İmparatorluğu’nun “nizâm-ı âlem” anlayışı yalnızca askerî bir hedef değildi. O, adaletle hükmetmek, mazlumu korumak ve farklılıkları bir arada yaşatabilmekti.
Yüzyıllar geçti. Ama ruh değişmedi.
SINIR KAPISINDAKİ ÇOCUK
Suriye’de savaş başladığında dünya ekran başındaydı. Patlayan bombalar, yıkılan şehirler, enkaz altından çıkarılan çocuklar…
Ve sonra sınır kapılarında bekleyen insanlar.
Türkiye o gün bir tercih yaptı. “Bu yangın bize sıçramasın” diyebilirdi. Kapıları kapatabilirdi. Ama kapıları değil, gönülleri açtı.
Milyonlarca insan geldi.
Kimi korkuyla,
Kimi umutla,
Kimi sadece hayatta kalabilmek için.
Bu ülke onları misafir etti. Hastanelerinde tedavi etti. Okullarında eğitim verdi. Aynı pazarda alışveriş yapıldı, aynı sokakta yüründü. Kimi zaman tartışmalar oldu, kimi zaman kırgınlıklar yaşandı. Ama aynı gökyüzünün altında yaşamayı öğrendik.
ALANYA’DA BİR VİCDAN ANISI
Benim hafızama kazınan bir olay var.
Alanya’da bir arkadaşımın eve ihtiyacı vardı. Ev sahibiyle görüştüm. Bana 2.500 TL kira bedeli söyledi. Arkadaşımı yönlendirdim, benim adımı vererek konuşmasını istedim. Evi tuttular.
Sonra öğrendim ki, o ev sahibi Suriyeli aileden yalnızca 500 TL istemiş.
Bir an durup düşündüm.
İnsan bazen bir rakamla değil, bir vicdanla büyür.
O ev sahibi belki tarih kitaplarına geçmeyecek. Ama o gün bir ailenin yüreğine dokundu. İşte fetih dediğimiz şey bazen budur. Bir kalbe dokunmak.
GİDENLERİN ARDINDAN KALAN BAĞ
Bugün Suriye’de dengeler değişti. Birçok Suriyeli evine dönmeye başladı. Dönüyorlar… Ama arkalarında bıraktıkları bir şey var.
Türkçe konuşan çocuklar.
Türkiye’yi ikinci vatan olarak gören aileler.
Burada komşuluk yapmış, ekmeğini bölüşmüş insanlar.
Bu bir işgal değildir.
Bu bir siyasi hesap değildir.
Bu, gönülle kurulan bir bağdır.
Savaşmadan kazanılan bir yakınlıktır.
SADECE BİR COĞRAFYA DEĞİL
Afganistan’dan gelenler…
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın mağdurları…
Bu ülke yine yüzünü çevirmedi. Yardım etti. Barınacak yer buldu. Çalışma imkânı sundu. Çünkü bizde mazlumun kimliği sorulmaz; derdi sorulur.
Elbette her şey güllük gülistanlık değildi.
Ekonomik sıkıntılar yaşandı.
Toplumsal gerilimler oldu.
Ama insanlık terazisi hiçbir zaman tamamen yere düşmedi.
GERÇEK FETİH NEDİR?
Toprak fethetmek kolaydır.
Kalp fethetmek zordur.
Toprak bir gün el değiştirir.
Ama bir çocuğun hafızasında kalan iyilik nesiller boyu yaşar.
Belki de biz son yıllarda şunu öğrendik:
Bir ülke bazen askerî güçle değil, merhametle büyür.
Bir millet bazen sınırlarını değil, vicdanını genişleterek güçlenir.
Ve belki de asıl “nizâm-ı âlem” budur…
Dünyaya adaletle, şefkatle ve insanlıkla dokunabilmek.
Savaşmadan kazanılan ülkeler vardır.
Onların adı haritalarda değil, kalplerde yazılıdır.
