Hamdi Acet
Köşe Yazarı
Hamdi Acet
 

Dünyayı Kim Yönetiyor: Vicdan Mı, Çıkar Mı?

Rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yıllar önce söylediği şu söz, bugün yalnızca bir siyasi vecize değil; insanlığın önüne bırakılmış derin bir sorgulamadır: "Silah satan barış ister mi? İlaç satan sağlık ister mi? Din satan ilim ister mi? Hırsız olan hukuk ister mi?" Aradan yıllar geçti... Dünya değişti. Teknoloji gelişti. Yapay zekâ hayatımıza girdi. Ama değişmeyen tek şey, insanlığın çıkar uğruna verdiği mücadele oldu. Bugün televizyon ekranlarını açıyoruz; bir ülkede savaş, başka bir ülkede açlık, başka bir coğrafyada salgın hastalık, başka bir yerde ekonomik kriz... Peki bütün bunların kazananı kim? Savaşlarda ölen çocukların mı kazancı var? Evini terk etmek zorunda kalan insanların mı? Yoksa savaşın gölgesinde büyüyen dev ekonomik düzenin mi? Silahlar sustuğunda en çok kim kaybeder? Bu soru, yalnızca siyasetçilerin değil, bütün insanlığın kendisine sorması gereken bir sorudur. Pandemi yıllarında da benzer bir tablo yaşandı. İnsanlık belki de modern tarihin en büyük sağlık krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Milyarlarca insan evlerine kapandı. Bilim insanları gece gündüz çalıştı, sağlık çalışanları canlarını ortaya koydu. Ancak bunun yanında, pandemi; ilaç sektörünü, aşı üretimini, patentleri, küresel sağlık politikalarını ve kriz yönetimini de dünya gündeminin merkezine taşıdı. Virüsün kökenine ilişkin farklı iddialar ortaya atıldı. Laboratuvar ihtimali de dâhil olmak üzere çeşitli senaryolar kamuoyunda tartışıldı, bilimsel araştırmalara konu oldu. Ancak bugün bile kesin olarak cevaplanamayan sorular bulunuyor. İşte tam da bu nedenle toplumların güven duygusu zedelendi. İnsanlar yalnızca hastalıkları değil, bilgiye olan güvenlerini de sorgulamaya başladı. Asıl tehlike de burada başladı. Çünkü korku, tarihin en güçlü yönetim araçlarından biridir. Korkan insan sorgulamaz. Endişe duyan insan itaat eder. Belirsizlik ise her zaman fırsat kollayanların işine yarar. Din... İnsanı ahlaklı olmaya çağıran en kutsal değerlerden biridir. Ancak tarih boyunca olduğu gibi bugün de dini, makam elde etmek, servet kazanmak veya insanları yönlendirmek için kullananlar olmuştur. İnancı ticarete dönüştürenler, yalnızca dini değil, vicdanları da kirletir. Çünkü gerçek din; akıldan, ilimden ve dürüstlükten korkmaz. Hukuk... Bir devletin omurgasıdır. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku hâkim olursa, toplumun devlete olan güveni sarsılır. O zaman insanlar mahkemelere değil, güçlünün sözüne inanır. İşte en büyük tehlike de budur. Bugün dünya, görünmeyen bir sınavdan geçiyor. Silahlar daha gelişmiş... İlaçlar daha güçlü... Teknoloji daha ileri... Ama insanlık daha huzurlu mu? Daha güvenli mi? Daha mutlu mu? İşte cevaplanması gereken asıl soru budur. Belki de rahmetli Süleyman Demirel'in o dört cümlesi, aslında tek bir gerçeği anlatıyordu: Çıkarın hâkim olduğu yerde vicdan susar. Barışın değerini savaş yaşamayanlar bilemeyebilir. Sağlığın kıymetini hastalanmayanlar unutabilir. Adaletin önemini haksızlığa uğramayanlar fark etmeyebilir. Ama bir toplum; barışı, sağlığı, ilmi ve hukuku kaybetmeye başladığında, geriye yalnızca korku kalır. İnsanlık artık şu soruyu kendine sormalıdır: Daha çok silah mı üreteceğiz, yoksa daha çok barış mı? Daha çok korku mu yayacağız, yoksa daha çok güven mi? Daha çok çıkar mı konuşacağız, yoksa daha çok vicdan mı? Çünkü gelecek; savaşlardan para kazananların değil, barışı savunanların... Hastalıklardan çıkar sağlayanların değil, insan hayatını önceleyenlerin... İnancı istismar edenlerin değil, ilmi ve ahlakı rehber edinenlerin... Ve hukuku kendi çıkarı için kullananların değil, adaleti herkes için isteyenlerin omuzlarında yükselecektir. Belki de Demirel'in yıllar önce sorduğu soruların gerçek cevabı hiç değişmedi. İnsanlık ancak vicdanı, çıkarın önüne koyabildiği gün gerçek anlamda kazanacaktır.
Ekleme Tarihi: 05 Temmuz 2026 -Pazar

Dünyayı Kim Yönetiyor: Vicdan Mı, Çıkar Mı?

Rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yıllar önce söylediği şu söz, bugün yalnızca bir siyasi vecize değil; insanlığın önüne bırakılmış derin bir sorgulamadır:

"Silah satan barış ister mi? İlaç satan sağlık ister mi? Din satan ilim ister mi? Hırsız olan hukuk ister mi?"

Aradan yıllar geçti...

Dünya değişti.

Teknoloji gelişti.

Yapay zekâ hayatımıza girdi.

Ama değişmeyen tek şey, insanlığın çıkar uğruna verdiği mücadele oldu.

Bugün televizyon ekranlarını açıyoruz; bir ülkede savaş, başka bir ülkede açlık, başka bir coğrafyada salgın hastalık, başka bir yerde ekonomik kriz...

Peki bütün bunların kazananı kim?

Savaşlarda ölen çocukların mı kazancı var?

Evini terk etmek zorunda kalan insanların mı?

Yoksa savaşın gölgesinde büyüyen dev ekonomik düzenin mi?

Silahlar sustuğunda en çok kim kaybeder?

Bu soru, yalnızca siyasetçilerin değil, bütün insanlığın kendisine sorması gereken bir sorudur.

Pandemi yıllarında da benzer bir tablo yaşandı.

İnsanlık belki de modern tarihin en büyük sağlık krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı.

Milyonlarca insan yaşamını yitirdi.

Milyarlarca insan evlerine kapandı.

Bilim insanları gece gündüz çalıştı, sağlık çalışanları canlarını ortaya koydu.

Ancak bunun yanında, pandemi; ilaç sektörünü, aşı üretimini, patentleri, küresel sağlık politikalarını ve kriz yönetimini de dünya gündeminin merkezine taşıdı.

Virüsün kökenine ilişkin farklı iddialar ortaya atıldı. Laboratuvar ihtimali de dâhil olmak üzere çeşitli senaryolar kamuoyunda tartışıldı, bilimsel araştırmalara konu oldu. Ancak bugün bile kesin olarak cevaplanamayan sorular bulunuyor. İşte tam da bu nedenle toplumların güven duygusu zedelendi. İnsanlar yalnızca hastalıkları değil, bilgiye olan güvenlerini de sorgulamaya başladı.

Asıl tehlike de burada başladı.

Çünkü korku, tarihin en güçlü yönetim araçlarından biridir.

Korkan insan sorgulamaz.

Endişe duyan insan itaat eder.

Belirsizlik ise her zaman fırsat kollayanların işine yarar.

Din...

İnsanı ahlaklı olmaya çağıran en kutsal değerlerden biridir.

Ancak tarih boyunca olduğu gibi bugün de dini, makam elde etmek, servet kazanmak veya insanları yönlendirmek için kullananlar olmuştur.

İnancı ticarete dönüştürenler, yalnızca dini değil, vicdanları da kirletir.

Çünkü gerçek din; akıldan, ilimden ve dürüstlükten korkmaz.

Hukuk...

Bir devletin omurgasıdır.

Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz.

Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku hâkim olursa, toplumun devlete olan güveni sarsılır.

O zaman insanlar mahkemelere değil, güçlünün sözüne inanır.

İşte en büyük tehlike de budur.

Bugün dünya, görünmeyen bir sınavdan geçiyor.

Silahlar daha gelişmiş...

İlaçlar daha güçlü...

Teknoloji daha ileri...

Ama insanlık daha huzurlu mu?

Daha güvenli mi?

Daha mutlu mu?

İşte cevaplanması gereken asıl soru budur.

Belki de rahmetli Süleyman Demirel'in o dört cümlesi, aslında tek bir gerçeği anlatıyordu:

Çıkarın hâkim olduğu yerde vicdan susar.

Barışın değerini savaş yaşamayanlar bilemeyebilir.

Sağlığın kıymetini hastalanmayanlar unutabilir.

Adaletin önemini haksızlığa uğramayanlar fark etmeyebilir.

Ama bir toplum; barışı, sağlığı, ilmi ve hukuku kaybetmeye başladığında, geriye yalnızca korku kalır.

İnsanlık artık şu soruyu kendine sormalıdır:

Daha çok silah mı üreteceğiz, yoksa daha çok barış mı?

Daha çok korku mu yayacağız, yoksa daha çok güven mi?

Daha çok çıkar mı konuşacağız, yoksa daha çok vicdan mı?

Çünkü gelecek; savaşlardan para kazananların değil, barışı savunanların...

Hastalıklardan çıkar sağlayanların değil, insan hayatını önceleyenlerin...

İnancı istismar edenlerin değil, ilmi ve ahlakı rehber edinenlerin...

Ve hukuku kendi çıkarı için kullananların değil, adaleti herkes için isteyenlerin omuzlarında yükselecektir.

Belki de Demirel'in yıllar önce sorduğu soruların gerçek cevabı hiç değişmedi.

İnsanlık ancak vicdanı, çıkarın önüne koyabildiği gün gerçek anlamda kazanacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sonalanya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.